İçeriğe geç
Antep Son Medya

Günün konularına sade ve sakin bir bakış

Gündemin İçinden 4 dk okuma Oğuzhan Erdem

Anlatmaya Kalkınca Neden Tıkanırız? Bilme Yanılsaması

Her gün kullandığımız şeyleri bildiğimizi sanırız, ama anlatmaya başlayınca ilk cümleden sonrası boşalır. Tanıdıklık ile anlamak arasındaki farkı ve bu boşluğu sınamanın pratik yollarını ele alıyoruz.

Her gün kullandığımız pek çok şeyi bildiğimizi sanırız. Bisikletin nasıl durduğunu, fermuarın nasıl kilitlendiğini, buzdolabının içini nasıl soğuttuğunu sorulduğunda hemen "biliyorum" deriz. Ama biri "anlat bakalım" dediğinde ilk cümleden sonrası çoğu zaman boşalır. Elimizde bir resim vardır, bir açıklama yoktur. Bu tıkanma utanılacak bir eksiklik değil, zihnin çalışma biçiminin doğal sonucudur; fark edildiğinde ise merakın en verimli başlangıç noktalarından biri haline gelir.

Tanıdıklık ile Anlamak Aynı Şey Değil

Bir nesneyi her gün görmek, onun hakkında bilgi sahibi olmak gibi hissettirir. Zihin, sık karşılaştığı şeyleri "halledilmiş" diye işaretler ve üzerine düşünmeyi bırakır. Bu aslında işe yarayan bir kısayoldur; her sabah kapı kolunun mekanizmasını düşünen biri güne başlayamaz. Ancak aynı kısayol, bilgi sandığımız şeyin çoğunun yalnızca aşinalık olduğunu gizler. Tanıdıklık rahatlık verir, açıklama ise emek ister; ikisini karıştırdığımız için bildiğimizi sanırız.

Anlatmaya Kalkınca Ortaya Çıkan Boşluk

Bir konuyu gerçekten bilip bilmediğinizi ölçmenin en basit yolu, onu baştan sona ve yüksek sesle anlatmayı denemektir. Yazıyla da olur. Anlatırken adımlar birbirine bağlanmıyorsa, "işte şöyle oluyor" gibi geçiştirme cümleleri kuruyorsanız ya da bir yerde durup düşünmeniz gerekiyorsa, boşluk tam oradadır. Bu yöntem acımasızdır ama hızlıdır; okuyup anladığını sanmakla anlatabilmek arasındaki farkı birkaç dakikada ortaya çıkarır.

Neden Bu Kadar Sık Kanarız

Bunun birkaç sebebi vardır. Bir konuyu okurken metnin akıcılığını kendi anlayışımızla karıştırırız; kolay okunan şey kolay anlaşılmış gibi gelir. Bir video izlerken de aynı şey olur, birinin ustalıkla yaptığı işi izlemek yapabileceğimiz hissini yaratır. Ayrıca çevremizde o bilginin sahibi olan biri varsa, bilgiyi kendi kafamızda değil o kişide depolarız; ihtiyaç anında ona sorabildiğimiz için kendimizi bilir sayarız.

Sorunun Derinliğini Bir Kademe Artırmak

Bilme yanılsamasını kırmanın etkili bir yolu, ilk cevaptan sonra durmayıp bir soru daha sormaktır. "Neden" sorusunu üst üste birkaç kez sormak çoğu konuda tabanı gösterir. Bu, karşınızdakini zorlamak için değil, kendi anlayışınızın nerede bittiğini görmek için yapılır. Üçüncü ya da dördüncü "neden"de gelen "orasını bilmiyorum" cevabı, konuşmanın başarısızlığı değil asıl kazancıdır; öğrenilecek yeri tam olarak işaretler.

Boşluğu Fark Etmek Neyi Değiştirir

Bir konuda ne bildiğini doğru tartan kişi, hem daha az yanlış bilgi yayar hem de daha isabetli karar verir. Bir tamiri kendisi yapmaya kalkışıp kalkışmayacağını, bir konuda fikir beyan edip etmeyeceğini, bir işi devralıp devralmayacağını buna göre seçer. Kendi sınırını görmemek ise iki yönlü zarar verir: gereksiz risk alınır ve gerçekten öğrenilmesi gereken şey hiç gündeme gelmez. Sınırı bilmek, o sınırın içindeki bilgiyi de güvenilir kılar.

Bir Şeyi Gerçekten Öğrenmenin Yolu

Boşluk fark edildikten sonra izlenecek yol şaşırtıcı biçimde basittir. Konuyu anlatmayı deneyin, tıkandığınız yeri not edin, sadece o yeri araştırın ve sonra baştan tekrar anlatın. Üç dört turda çoğu gündelik konu oturur. Öğrenmeyi hızlandıran şey, uzun uzun okumak değil, boşluğun tam yerini bilerek okumaktır. Aynı yöntem çocuklarla da işler: "sen anlat, ben dinleyeyim" demek, tekrar tekrar okutmaktan daha çok iş görür.

Merakı Canlı Tutan Alışkanlık

Bilme yanılsamasını fark eden insanlar genellikle daha meraklı olur; çünkü etraflarında hâlâ açıklanmayı bekleyen şeyler görürler. Günde bir kez, o gün kullandığınız sıradan bir nesneyi seçip nasıl çalıştığını kendinize anlatmayı denemek küçük ama kalıcı bir alışkanlıktır. Musluk, asansör düğmesi, ekmek mayası, otobüs bileti okuyucusu fark etmez. Çoğu gün cevabı bulamazsınız; ama sorunun kendisini bulmak zaten asıl kazançtır.

Başkasının Boşluğuna Yaklaşmak

Bu farkındalık, karşımızdaki kişiye yaklaşımı da değiştirir. Bir konuyu bilmediği ortaya çıkan birini küçümsemek yerine, aynı boşluğun herkeste bulunduğunu hatırlamak konuşmayı verimli kılar. Alay edilen kişi bir daha sormaz, sormayan kişi de öğrenmez. Buna karşılık "benim de burası eksikti" diyerek başlanan bir sohbet, iki tarafın da bir şey öğrenmesiyle biter. Sınıfta, işyerinde ve evde bunun karşılığı hemen görülür.

Bildiğini sanmak insan zihninin doğal bir eğilimidir ve tamamen ortadan kaldırılamaz. Ama sınanabilir. Anlatmayı denemek, tıkandığı yeri not etmek ve sorunun bir kademe derinine inmek; bu üç hareket, elimizdeki bilginin ne kadarının gerçek olduğunu gösterir. Ortaya çıkan boşluk bir kayıp değildir; gün içinde kaç şeyin hâlâ merak edilmeyi beklediğini hatırlatan bir listedir.